Anneliğin zorluklarından bahsetmenin tabu olması tesadüf değil. Annelerin hiç ses çıkarmamasını sağlamak, onların yardım çığlıklarına kulak tıkamaktan daha kolay. “Bir çocuk büyütmek için bir köy gerekir” diyorlar ama ortada bir köy yok ve çoğumuz yapayalnızız.
Aynı anda hem eve, hem işe, hem çocuğa hem de kendimize yetişmeye çalışırken bu baş döndürücü temponun rüzgarına kapılıp kim olduğumuzu unutuyoruz çoğunlukla. Bedenlerimiz kanıyor, akıllarımız köreliyor, ruhlarımız kayıp.
Doğduğumuz günden itibaren makbul bir eş, iyi bir anne olmak üzere yetiştiriliyor ve analığın allanıp pullanmış bir versiyonunu dinliyoruz birçok ağızdan. Anneliğin nasıl da kutsal olduğunu, kadın olmanın zirve noktası olduğunu anlatıyorlar bize. Sonsuz ve karşılıksız sevgiyi…
Ama kimse kan ter mücadele ederek sahip olduğumuz finansal özgürlüğümüzün kaderinin artık bizim elimizde olmayışının ne kadar güvensiz hissettirdiğini anlatmıyor. Yıllarca okuyorsun, çalışıyorsun, kendi ayaklarının üzerinde duruyorsun. Sonra bir gün bakıyorsun ki kariyerin “ara verdin” diye buharlaşmış, özgeçmişindeki boşluk seni işe alınmaz kılmış, eve giren paranın ne kadarının sana ait olduğunu sorgular hale gelmişsin. Ekonomik bağımsızlığını kaybetmek sadece cüzdanını değil, sesini de kaybetmek demek çoğu zaman.
Ya da bedenimizin, iyileşmesi belki de yıllar sürecek yorgun, uykusuz ve sarsak halinin koca bir eve, bize emanet bir cana ve diğer her şeye yetişmesinin ne kadar zor olacağından kimse bahsetmiyor. Doğum yapmış bir beden dinlenmeye, iyileşmeye muhtaçken biz ertesi gün çamaşır yıkıyoruz, bulaşık kaldırıyoruz, misafir ağırlıyoruz. “Annelerimiz de yaptı” diyorlar. Evet, yaptılar. Ve çoğu bunun bedelini bedenleriyle, ruh sağlıklarıyla ödedi.
Anne suçluluğu, anne yetersizliği, anne öfkesi gibi duyguların başa çıkması ne kadar zor duygular olduğundan kimse bahsetmiyor. Çocuğuna bağırdığın için kendini yerin dibine sokmak, “yeterince iyi bir anne miyim” diye gece gece ağlamak, bazen sadece beş dakika sessizlik istediğin için suçluluk duymak… Bunlar anneliğin karanlık tarafı değil, gerçek tarafı. Ama bize hep filtreli versiyonunu gösterdiler.
Annelik güzelleniyor, ta ki anne olup yapayalnız kalana kadar. Aynı anda anne, eş, çalışan, ev hanımı ve kendimiz olmaya çalışıyoruz çoğumuz, çünkü yalnız bırakılıyoruz.
Ev içinde verdiğimiz emekler “görev” bellenirken, ev dışında verdiğimiz emekler “yarın öbür gün anne olunca nasılsa gider” diye değersizleştiriliyor. Bu emeğin ne karşılığı var, ne sigortası, ne de emekliliği. Görünmez emek diyorlar, çünkü görmek istemiyorlar.
Ses çıkaran olursa “yeterince iyi bir anne olmamak” ya da “çocuğunu sevmemek” gibi korkunç ithamlarla susturularak emeklerimiz sömürülmeye devam ediyor. Sonraki nesiller güvenle bebeklerini kucaklarına almaya başlayana kadar sesimizi çıkarmak, zorlukları anlatmak, çözüm aramak ve emeklerimizin karşılığını istemek hepimizin görevi olmalı.
Anne olmanın günümüz dünyasında benliğini yitirmekle aynı şey haline geldiğini görmek kalbimi çok kırıyor. Annelik deneyimini örselenmeden ve zarar görmeden, toplum içinde dezavantajlı hale gelmeden yaşamayı hepimiz hak ediyoruz. Dileğim mutlu anneler, mutlu bebekler ve mutlu yarınlar görmek.
Senin de konuşmayı çok istediğin ama “şükürsüz” derler diye korktuğun şeyler var mı? Eğer bunları benimle paylaşmak istersen kapım sonuna kadar açık. Beni nerede bulacağını biliyorsun.
Yorumlar
0 yorumYorum yapmak için giriş yapmalısın
Giriş Yap