3. Bölüm: Kendine Yardım Edebilmek

3. Bölüm: Kendine Yardım Edebilmek

Mine Akkuş27 Aralık 202583 dk okuma

Bir yıldır her gün meditasyon yapıyorum. 

Bir yıl önce bu zamanlar, küçük bebeğimin kırkı yeni çıkmıştı. Büyük bebeğim de bir yaşına girmişti. Korkunç bir lohusalık geçiriyordum. Eşimin iflası, ailevi meseleler de bunun üzerine tuz biber ekmişti. Çocuklarımdan başka tutunacak dalım kalmamıştı. Eşim büyük bir bunalımdaydı, ne desem yanlış anlıyordu, iletişim kurmak imkansız hale gelmişti. Yalnız, ajite, uykusuzdum ve hayatla başa çıkmakta çok zorlanıyordum. Bölük pörçük uyuyabildiğim kısacık uykularımda bile sorunlarla boğuşuyordum. Zihnim hiç susmuyordu.

Tam da bu kaosun içinde, bir gece YouTube’da Bob Proctor’un rehberli meditasyonlarından birini denedim. Beklentim sıfırdı.

Ama o gece olan şey beni şaşırttı.

Kelimeleri görebiliyordum. Renkler gözümün önünde canlanıyordu. Daha önce de ara ara rehberli meditasyonlar yapardım ama bu farklıydı. O gece eşimden çocuklarla ilgili destek istedim ve uzun zaman sonra ilk defa gerçekten uyudum. Her gece bu pratiği uygulamaya devam ettim. Üç ay boyunca rehberli meditasyonlar yaptım. Bu sırada mindfulness ve içgörü kavramları hakkında bol bol okudum ve araştırdım. Kendini iyileştirme yöntemleri benim için yavaş yavaş bir ilgi alanı haline gelmeye başladı. Yüksek benlik ile iletişim kurma pratikleri yapıyor, bilinçli dinlenme öğreniyor ve hafif akış yoga pratikleri deniyordum. Gündüzleri de bunun yanına küçük farkındalık pratikleri eklemeye başladım. Özellikle çocuklarla ya da kendi ebeveynlerimle zorlandığım anlarda: tetiklendiğimi fark etmek, kendimi izlemek, nefese yönelmek, kendimi güvende hissettirmek.

Bunların sonucunda hayır, daha iyi biri olmadım. Daha sakin biri de olmadım.

Ama hangi durumlarda hangi tepkilerimin otomatik olarak ortaya çıktığını fark etmeye başladım. Sebeplerini bazen buldum, bazen bulamadım. Ve şunu öğrendim: önemli olan her yarayı iyileştirmek değilmiş. Bazen kendimi bu halimle kabul etmek ve kendi sırtımı sıvazlayabilmekmiş. Bu küçük farkındalıklar öz şefkati günlük hayatımın bir parçası yaptı. Gittikçe kendimi daha sevilebilir bulmaya başladım. Artık aynalardan kaçmıyordum.

Küçük bebeğim beş aylıkken sosyal medyaya başlamaya karar verdim. Görünür olma, kendimi ortaya koyma cesaretim bu pratiklerden geldi. Üç ayda iki platformda toplam 60K takipçiye ulaştım - kısıtlı zamanlarda çok daha bereketli işler çıkarabiliyordum artık.

Çocuklarıma öz şefkati canlı bir örnek olarak öğretebileceğime inancım arttı. Eşimle iletişimimde daha esnek olabildim (bunda çift terapisinin ve eşimin çabasının da payı büyük tabii).

Şimdi sana birkaç şeyi söylemem lazım. Çünkü meditasyonla ilgili çok fazla yanlış bilgi var ve bunlar insanları başlamaktan caydırıyor:

“Zihnimi durduramıyorum, o yüzden meditasyon bana göre değil.”

Zihni durdurmak diye bir şey yok. Meditasyonun amacı bu değil. Düşünceler gelecek, gidecek - sen sadece onları izliyorsun. Bir nehrin kenarında oturup akan suyu seyretmek gibi. Suyu durdurmaya çalışmıyorsun. Bunu söylemesi çok kolay ama pratikte bu kadar kolay olmuyor biliyorum ama biraz zaman ve sabırla halledeceğiz. 

“Bir öğreticiye ya da pahalı kurslara ihtiyacım var.”

Hayır. Ben YouTube’dan başladım. Evimde, bebekler uyurken, telefonumdan. Binlerce liralık kurslar, kalın kitaplar, usta öğreticiler… Bunlar harika ve dilerim bir gün çok güzel bir topluluğun parçası olurum ama şart değil. Başlamak için tek ihtiyacın on dakika ve bir rehberli meditasyon videosu.

“Uyuyakalıyorum, yapamıyorum.” diyorsun.

Bu çok normal, özellikle başlangıçta. Birkaç öneri: Yatakta değil yerde oturarak dene. Gözlerini yarı açık tut. Uyumadan hemen önce değil, biraz daha erken bir saatte yap. Ve eğer yine uyuyakalırsan - sorun değil. Bedenin dinlenmeye ihtiyaç duyuyordur, ona da izin ver.

Şu an her gece çocuklar yattıktan sonra en az yirmi dakika pratik yapıyorum. Genellikle duştan sonra, yatmaya yakın. Rehberli meditasyonların yerini zamanla zen pratikleri aldı. Uyumadan önce bilinçli dinlenme - beden tarama, nefes farkındalığı. Gündüzleri ise artık ayrı bir “meditasyon vakti” ayırmıyorum. Farkındalık günlük hayatıma entegre oldu. Çocuklarla oynarken, yemek yaparken, zor bir an yaşarken…

Ve evet, bazen bebeklerim ağlayınca meditasyonu bölüyorum. Bu da olur. Mükemmel koşullar beklemek, hiç başlamamak demek.

Bir yıl önce o kaosun içinde bu yazıyı yazacağımı hayal edemezdim.

Senin kaosun neye benziyor? Eğer paylaşırsan dinlemek isterim. Beni nerede bulacağını biliyorsun.

Yorumlar

0 yorum

Yorum yapmak için giriş yapmalısın

Giriş Yap